Anasayfa » Camiler » Ahi Çelebi Camii
Ahi Çelebi Camii - Ahi Celebi Mosque
Ahi Çelebi Camii - Ahi Celebi Mosque

Ahi Çelebi Camii

Ahi Çelebi Camii Tarihçesi

Ahi Çelebi Camii (Kanlıfırın Mescidi ve Yemişçiler Camii) Ahi Çelebi Tabip Kemal tarafından 15. yüzyılda yaptırılmıştır. 1539 ve 1653 ‘ te Yemiş iskelesinde çıkan yangınlarda iki defa yanmıştır. Mimar Sinan ikinci yangından sonra Cami’yi tamir ettiği için Teskiretü’l-Enbiye de Mimar Sinan eserleri arasında adı geçmektedir.
Ahi Çelebi Camii aynı zamanda helal parayla yapılan bir camii olarakta ünlüdür.


Adres:
Sarıdemir Mh.
34134 Fatih/İstanbulKoordinat:
41.018844, 28.968395
Enlem: 41°1′7.84″N (41.018844)
Boylam: 28°58′6.22″E (28.968395)

Yapılış Tarihi: 15. yy

Yaptıran: Ahi Çelebi Tabip Kemal

Mimar: Mimar Sinan

Mimari: Osmanlı

Minare: 1

İstanbul’un manevi sahasındaki önemi Evliya Çelebi’nin ünlü seyahat rüyasını gördüğü camii olmasındandır.

Ahi Çelebi Camii Özellikleri
Ahi Çelebi Camii tek kubbeli ve oldukça basıktır, tuğladan 4 (dört) sivri kemer üzerine oturtulmuştur. Kare şeklindeki binanın kubbe kasnağı tamamen bir demirle çevrilmiştir. Sonradan yanlara doğru ikişer payanda ilave edilmiştir. Minare Camii’nin sağında yer alır. Camii’nin içindeki kapı yüksekte olduğu için bir merdivenle ulaşılmaktadır. Minaresi, kapısı, geçiş bölümleri ile mimari açıdan önemli bir camii olmasa da tarih açısından önemi büyüktür. Helal parayla yapıldığı için duaların kabul görüldüğüne inanılan bir camiidir.

Evliya Çelebi’nin Ünlü Rüyası
Evliya Çelebi 1040 yılı muharrem ayının aşura gecesi (19 Ağustos 1630), İstanbuldaki evinde, eskilerin deyimi ile “ Beyne’n-nevm ve’l-yakaza “ yani “ uykuyla uyanıklık arasında” bir rüya görür. Yemiş İskelesi yakınında helal mal ile yapılmış eski bir cami olan Ahi Çelebi Cami’nde, minberin dibinde oturmaktadır. Birden kapı açılır ve caminin içi nurdan bir cemaatle doluverir. Hayretler içinde olup biteni seyreden Evliya Çelebi, gelip yanına oturan kişiye kim olduğunu sorar. Aldığı cevap heyecan vericidir:

“Aşere-i Mübeşşere’den yani ( Cennetle müjdelenen on sahabeden ) biri olan okçuların piri Sa’d ibni Ebi Vakkas!”
Peki, camiyi nura boğan cemaat? Okçular pirinin anlattığına göre, ön saftakiler peygamberlerin, arka saftakiler evliyanın ruhlarıdır. Ashabın, muhacirinin ve bütün Kerbela şehirlerinin ruhları da hep orada. Mihrabın sağında oturan Hz. Ebubekir (r.a) ve Hz. Ömer (r.a), solunda oturan Hz. Osman ve Hz. Ali (r.a)’dır. Mihrabın önündeki de Hz. Veysel Karani Müezzinlerin, dolayısıyla Evliya Çelebi’nin de piri olan Hz. Bilal-i Habeşi (r.a), caminin solunda duvar dibinde oturtmaktadır. Ve işte şimdi içeri kanlı elbiseleri ile girenler de Peygamberlerimiz (s.a.v.)’in amcası olan Hz. Hamza (r.a) ve bütün şehidlerin mübarek ruhları!
Evliya Çelebi “Ya sultanım, bu cemaatin bu camide toplanmalarının sebebi nedir?” der.
Azak (Kırım) tarafında (Kırım Hanı Giray Hanın) mücahid askerleri sıkıntı içerisindedir. Bizde Resulullah (s.a.v.) ile önderliğinde (mücahitlere) yardıma gideriz. Şimdi Resulullah (s.a.v.) ile yanında torunları Hz. Hasan, Hüseyin ve oniki imamlar ile cennetle müjdelenen sahabelerle beraber gelip sabah namazının sünnetini eda ettikten sonra, Resulullah (s.a.v.) sana “kamet” getir, diye işaret edince, sende yüksek sesle kamet getir.
Selamdan sonra da Ayetü’l-kürsi’yi oku, Bilal Allahü Ekber desin, sen amin amin de. Ve cümle cemaat hep beraber tevhid ederiz, Bundan sonra sen “Ve salli ala cemii’l-enbiya ve’l-mürselin ve’l-hamdüli’ilahi rabbi’l-alemin” de ve kalk, hemen mihrabda bulunan Hz. Muhammed (s.a.v)’in mübarek ellerini öp ve “Şefaat ya Resülallah!” de.
Tam o sırada caminin kapısında bir nur şimşek gibi çakar ve her yer “nurla” dolar. Bütün cemaat ayağa kalkmıştır; Peygamberimiz (s.a.v.), torunlarından İmam Hasan (r.a.) sağında, solunda da İmam Hüseyin (r.a.) olduğu halde kapıdan içeri girer. Yüzünde al şaldan bir örtü, elinde bir asa (baston) vardır ve kılıcını kuşanmıştır. “Bismillah” diyerek mübarek sağ ayağını içeri atıp nikabını (yüzündeki örtüyü) açar ve selam verir.

“Esselamü aleyküm ya ummeti!”
Camidekiler hep bir ağızdan Peygamberimiz (s.a.v)’in selamını alırlar. Resulullah (s.a.v.) mihraba geçip sabah namazının sünnetini kılarken Evliya Çelebi dehşet içinde tir tir titremekte, bu arada Peygamber (s.a.v)’in eşkalini dikkatle incelemektedir. Evet, aynen Hilye-i Hakani’de yazdığı gibidir: Destarı on iki kolanlı beyaz şal, gerdanında sarı sof şal, ayaklarında sarı çizmeler…
Peygamber (s.a.v) sünneti kılıp selam verdikten sonra sağ eliyle dizine vurarak Evliya’ya “İkamet eyle! Buyurur. Evliya, segah makamında “ ikamet ve tekbir” eder. Resulullah (s.a.v.) aynı makamda hazin bir sesle Fatiha’yı okuyarak ruhlar cemaatine sabah namazını kıldırır. Selamdan sonra Evliya Çelebi, Sa’d ibni Ebi Vakkas’ın tarifine göre Bilal’i Habeşi ile müselsel müezzinlik yapar. Resulullah (s.a.v.) mihrapta yanık bir sesle Yasin-i Şerif okuduktan sonra ayağa kalkınca Sa’d ibni Vakkas (r.a.), Evliya’yı elinden tutup götürür ve der ki: “Aşık-ı sadıkın ve ümmet-i müştakın Evliya kulun şefaat rica eder!”

Ve ardından Evliya’ya döner: “ Mübarek dest-i şeriflerini büs eyle!”
Evliya Çelebi büyük bir heyecan içindedir; ağlayarak Peygamberimiz (s.a.v)’in elini öper ve “ Şefaat ya Resulullah “ diyecek yerde Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in heybetinden ve güzelliğinden dolayı dil sürçmesi olur “ Seyahat ya Resulullah” der. Bu dil sürçmesi Resulullah (s.a.v.)’in çok hoşuna gitmiştir; tebessüm ederek: “ Şefaat ettim, sıhhat ve selametle seyahat eyle! Fatiha!” buyurur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir